Pekiştirme Tedavisi Nedir?

Pekiştirme Tedavisi

Pekiştirme Tedavisinin Tanımı

İkincil ortodontik tedavi olarak isimlendirilen retansiyon; relapsın etkisini ortadan kaldırmak için pasif apareylerin kullanıldığı, tedavi sonrasında dişlerin estetik ve fonksiyonel pozisyonda tutulduğu ve iskeletsel ilişkinin korunduğu ortodontik tedavinin bir fazıdır(Graber & Vanarsdall, 1994; Heasman ve ark., 1996; Melrose & Millett, 1998; 1985).

Kısaca dişleri optimal fonksiyonel ve estetik pozisyonda tutmak olarak tanımlanabilir. Moyers(1973) de bu tanımlamayı ortodontik tedaviden sonra elde edilen sonucun devamlılığı için, gerekli belirli bir süre, dişlerin tedavi edilmiş pozisyonda tutulması olarak yapmıştır.

Pekiştirme Tedavisinin Tarihçesi 

Pekiştirme tedavisinin şekli ve süresi konusunda klinisyenler arasında tam bir fikir birliği sağlanamadı ve farklı görüşler ortaya atıldı. Daimi olarak pekiştirme tedavisinin gerekli olduğunu savunanların yanında pekiştirme tedavisine gerek olmadığını iddia edenler de vardı.

Hellman(1944) bu konuda ki düşüncelerini şöyle özetlemiştir; ‘ Biz relapsın spesifik nedenleri hakkında nerdeyse tamamen bilgisiziz.’.

Ortodontinin tarihinde retansiyon konusunda dört konsept geliştirilmiştir. Günümüzde bunların kombinasyonu kabul görmektedir.

Birincisi; Kingsley(1880) tarafından ortaya atılan oklüzyonun dişlerin yeni konumlarında ki stabilitesini etkileyen en önemli faktör olduğu düşüncesidir. Guilford(1898), Talbot ve Eugene (1903), Angle(1907), Hawley(1919), Case(1920), Hellman(1944) da bu görüşe katılmıştır.

İkinci bir düşünce Axel Lundstrom tarafından 1920’lerin ortalarında belirtilmiştir. Lundstrom(1925), malokluzyonun düzeltilmesinde ve düzeltilmiş okluzyonunun devamlılığında en önemli faktörün apikal kaide olduğunu savunmuştur. McCauley(1944) retansiyon problemlerinin azaltılması için kaninler arası ve molarlar arası mesafenin değiştirilmemesi gerektiğini belirtmiştir. Strang ve Thomson(1943) da bu düşünceyi desteklemişlerdir.

Hays Nance (1947), araştırmaları sonucunda bazı görüşler bildirmiştir. Bu görüşler; ‘ 1. Mandibular dişler bazal kemik ile ilişkili olarak uygun bir şekilde konumlandırılmalıdır. 2. Ark uzunluğunun arttırılması belirli bir miktarda olduğu takdirde kalıcı olabilir. 3. Mandibular keserlerin aşırı labial eğimi istenmediği gibi aşırı lingual eğimi de istenmemektedir. 4. Mandibular anterior dişlerin uygun konumlanması dikkatli vaka analizini gerektirmektedir. 5. Bir çok başarısızlık, ortodontistin tedavideki başarısızlığından kaynaklanmaktadır.’ şeklindedir.

İkinci düşünceyi destekleyecek şekilde Grieve(1944) ve Tweed(1944), keserlerin basal kemik üzerinde ve dik bir şekilde konumlanmasını savunmuşlardır. Bu görüş de üçüncü düşünceyi oluşturmaktadır.

Dördüncü düşüncede ise, Paul Rogers (1922) uyumlu fonksiyonel kas dengesinin kurulmasının gerekliliğini savunmuştur.

Referans

İlknur Konak, Uzmanlık Tezi
Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun, Kasım,2018

Leave a Reply

Your email address will not be published.